Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 35 sonuç bulundu
- AURA RENKLERİNİN ANLAMLARI
KIRMIZI Koyu kırmızı; kızgınlık, sinirlilik ve tedirginlik duygularını gösterir. Parlak bir kırmızı; canlı bir yaşam gücünü ve azim duygusunu temsil eder. Koyu tonda bir kırmızı; bencilliğin ve ihtirasın işaretidir. Kahverengine yakın bir kırmızı; korkuyu simgeler. Siyaha dönük bir kırmızı ise; negatif niyetlerin habercisidir. Canlı parlak bir kırmızı; aynı zamanda fiziksel sağlığın ve ataklığında habercisidir. Pembeye çalan kırmızı; duygusal mutluluk ve aile yaşamındaki güzelliklerin işaretidir. TURUNCU Canlı ve berrak bir turuncu; fiziksel gücü, cinsel enerjinin sağlıklı işlediğini gösterir. Aynı zamanda parlak ve canlı turuncu renk olayların akışına iradi etkilerimizi ve sorumluluk alma kapasitemizin göstergesidir. Eğer koyu renk bir turuncu söz konusuysa; bu dalak ve üreme organlarında bir sorun olabileceğinin işareti olduğu gibi bencil bir yapının da göstergesidir. Turuncu rengi macera ve cesareti temsil ediyor. Aurası turuncu olanlar genellikle korkusuz ve maceraperest kişilerdir. Yeni rotalar oluşturmak ve yeni insanlarla tanışmak onlar için her zaman çok keyiflidir. Kendine güvenleri her zaman yüksektir ve özellikle konu flört etmek olunca kendini kraliçe gibi hissetmeyi severler. SARI Sarı renk; zekâ, akıl kapasitesi ve entelektüel düşünce biçimiyle ilintilidir. Mat ve canlı olmayan bir sarı; maddi ve dünyasal konulardaki düşüncelerin ve zihni daha çok bu konuların işgal ettiğinin bir göstergesidir. Sarı renk canlı ve parlak ise; zihinsel kalitenin yüksek olduğu ve kişinin ruhsal konularda da bir kapasiteye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kirli ve sisli bir sarı ise; kurnazlığın ve ihanetin göstergesidir. Aynı zamanda kirli tonlarda bir sarı; mide ve pankreas sorunlarına da işaret edebilir. Çalışmayı ve nitelikli düşünmeyi severler. Bilim insanları ve araştırmacılar bu aura rengine sahip kişilerdir. YEŞİL Canlı ve temiz bir yeşil; dengenin, uyumun ve anlayışın göstergesidir. Özellikle zümrüt yeşil bir renk; kişinin şifa çalışmaları yaptığının yada şifa konusunda çok yetenekli olduğunun bir işaretidir. Aurasında canlı yeşil renk; hakim olan kişiler sakinleştirici ve bulundukları ortama uyum getirici etkilere sahiptirler. Eğer yeşil renk koyu ve sisliyse; bu açgözlülük ve yalancılığın bir işaretidir. Kahverengine çalan yeşil renk ise; kıskançlığın ve negatif ihtirasların habercisidir. Koyu ve çamurlu yeşil renk; kalp rahatsızlıklarının da işareti olabilir. MAVİ Canlı ve parlak bir mavi; enerjinin, anlayışın, sezgisel yeteneklerin ve geniş ufuklu düşüncelerin işaretidir. Daha çok dinsel inançları yoğun olan insanlarda görülür. Sanatçılarda ve sanatsal yetenekleri olan kişilerin auralarında da canlı mavi renk bulunur. İletişim yetenekleri güçlü ve ikna etme kapasiteleri güçlü olan insanların auralarında da mavi renk hakimdir. Eğer mavi renk koyu ve çamurlu ise; dinsel konularda tutuculuk yada ruhsal olarak karanlık bir yapının işaretidir. Ayrıca aura rengin koyu maviyse; karamsar hislerle boğuşuyor olabilirsiniz. Mavi huzur, sevgi ve dürüstlük gibi anlamlara gelirken; mavi auraya sahip kişiler sakin, nazik ve sezgisel kişiliğe sahip olurlar. MOR Bu renk tepe çakra ile ilişkilendirilmiştir. Bu renkler ruhsal gücü ve ruhsal olarak gelişmiş bir yapının simgesidir. Evrensel sevgiye inanan ve yüksek ruhsal hedefleri olan kişilerde bu renklere rastlanır. Daha çok asalet ve ruhsallıkla ilişkilendirilen bu renkler aynı zamanda meditasyon/ düzenli ibadet yapan kişilerin aurasında da görülebilir. Daha çok tepe çakrası civarında bulunan bu renkler kişi ruhsal gelişiminde ilerledikçe tüm auraya doğru yayılım gösterir. Aurası mor olan insanlar yüksek enerjiye sahip olurlar. Ayrıca bu insanlar, belirtilene göre olayları önceden sezebildikleri için; genelde ileri görüşlü olarak tanımlanırlar. KAHVERENGİ Aurası kahverengi olanlar iş hayatında stresli ve tutkulu bir dönemden geçiyor olabilirler. Kariyer alanındaki değişimler, pozisyon değişikliği ve yeni iş arama süreci auranı kahverengiye dönüştürebilir. Genelde maddiyatla ilişkilendirilen bir renktir. Özellikle işkolik insanların auralarında sıkça bulunmaktadır. Genelde fiziksel sağlık için olumlu olarak yorumlanmaz ve hastalıkların bir işareti kabul edilir. Cimri ve açgözlü insanlarında auralarında sıkça görülebilen bir renktir. Kestane rengi ise kişinin üstlendiği görevleri yerine getirebildiğini gösterir. SİYAH Fizik bedenle, eterik beden arasında dar bir şerit halinde görülmesi son derece normaldir. Ancak bunun dışında görülen siyah renk kişinin yaşamı ve kendi varlığını reddettiği anlamına gelir. Aurayı dolduran siyah renk ışığın olmadığının ve karanlığın işaretidir. Eğer siyah aura içinde çizgiler halindeyse pozitif özellikleri yok edecektir. Karanlık yönleri olan, gizemli insanlarda görülebilecek bir renktir. Siyah; engeller, negatif enerji ve koruma gibi anlamlara gelirken; siyah auraya sahip kişiler güçlü bir koruma duygusuna sahip ancak negatif enerji birikimi göstermeye yatkın olurlar. BEYAZ Aurasında beyaz renk hakim olan insanların kişisel bütünlüğe ulaştığını ve ruhsal anlamda oldukça gelişmiş olduklarını ve erdem sahibi olduklarını gösterir. Bu renklerin dışında altın rengi, gümüş rengi ve eflâtun gibi renklerde aurada görülebilir. Bunlar daha çok ruhsal renklerdir ve ruhsal konularda çalışmalar yapan kişilerde bulunur. Ruhsal renkler oldukları için bunların açıklanması ve yorumlanması da kolay değildir. Beyaz; saflık, koruma ve yüksek enerji gibi anlamlara gelirken; beyaz auraya sahip kişiler; ruhsal olarak temiz ve güçlü bir enerji alanına sahip olurlar.
- ALLAH'IN KEMAL İSİMLERİ
Sözlükte kemâl “bir şeyin bütün parçalarının tam, yeterli ve yerli yerinde olması” anlamına gelir. ( Kāmus Tercümesi , IV, 75) Kur’an’da kemâl kelimesinin türevleri (el-Bakara 2/185, 196, 233; el-Mâide 5/3) Allah’a ve insana izâfe edilmemiştir. Hadislerde ise kâmil ve daha kâmil iman sahibi müslümanlardan bahsedilmiş (Buhârî, “Îmân”, 1; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 14-15, “Cihâd”, 5; Tirmizî, “Îmân”, 6, “Ḳıyâmet”, 60) ve pek çok erkeğin kemâle erdiği halde kadınlardan ancak Meryem ile Âsiye’nin kemâle erdiği belirtilmiştir. (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 32, 46; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 79; İbn Mâce, “Eṭʿime”, 14; Tirmizî, “Eṭʿime”, 31) Hadislerde kemâl daha çok “bir sürenin, sayılabilir ve ölçülebilir bir şeyin tam olması” mânasında geçmektedir. (Wensinck, el-Muʿcem , “kml” md.) Zâhidler ve ilk sûfîler kemâl ve kâmil kelimelerini “tam ve eksiksiz olma” anlamında kullanmakla birlikte bunlara tasavvufî ve ahlâkî erdem anlamı yüklememişlerdir. Kemâl ve kâmil, özellikle Gazzâlî’den sonra önemli kavramları ifade eden tasavvuf terimleri haline gelmiştir. Gazzâlî’ ye göre “kusursuz ve noksansız olmak” mânasındaki hakiki ve mutlak kemâl Allah’a hastır. Kemâl ilâhî bir sıfattır; adalet ve ilim sıfatları gibi kemâl sıfatına da sahip olunması arzu edilir. Diğer insanlardan daha olgun ve yetkin bir durumda olmayı her insan ister. Allah zât ve varlık olarak mutlak kemâl sahibidir; ilim ve kudret sıfatları itibariyle de kâmildir. Hakiki kemâl O’na hastır. İnsan için gerçek kemâl Allah’ın zâtı, sıfatları ve fiilleri hakkında mârifet sahibi olmaktır. Fâili ve yaratıcıyı bilen O’nun fiillerini ve yarattıklarını da bileceğinden mârifet Allah hakkındaki bilgileri de içerir. Ancak Allah’ın bildikleri sonsuz olduğundan ne kadar çok şey bilirse bilsin insanın bu konudaki ilmi sınırlıdır. Bundan dolayı insan bilgi açısından izâfî bir kemâle mâliktir. Fakat tabiatındaki kemâl özlemi ve aşkı onu durmadan bu yolda ilerlemeye sevk eder. İnsan “hür olma” anlamında bir kemâl elde etme imkânına da sahiptir. Bu da nefsine ve onun arzularına hâkim olmasından ibarettir. İnsan nefsinin etkisinden kurtulduğu oranda hürriyetine kavuşur. Kudret alanında insan için herhangi bir kemâl söz konusu değildir. Mala ve mevkiye güvenen insanın kendisinde bir kemâlin bulunduğunu zannetmesi bir kuruntudan ibarettir. Kalıcı ve sürekli olan bilgi ve hürriyetle ilgili kemâldir. “Kalıcı güzel işler” (el-Kehf 18/46; Meryem 19/76) ifadesiyle buna işaret edilmiştir. (Gazzâlî, III, 274-279) Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ ye göre de mutlak kemâl Hak Teâlâ’ya mahsustur. O hem zât hem de sıfat ve fiilleri itibariyle kâmildir. Ancak İbnü’l-Arabî bu iki kemâli birbirinden ayırarak ilkine zâtî kemâl, ikincisine esmâî kemâl adını verir. Zâtî kemâl; Allah’ın zâtında zâtı ile ve zâtı için tecelli ve zuhur etmesidir. Mutlak anlamda ganî oluşunun gereği budur. Esmâî kemâl ise; Hakk’ın kendisine tecelli edip zâtını dış âlemde temaşa etmesidir. Bu da çoğu birde görmek gibidir. İbnü’l-Arabî, dinî ve ahlâkî anlamdaki kemâlden çok varlık ve bilgiyle ilgili kemâl üzerinde durur. Hak Teâlâ tam ve kâmil bir varlıktır. Bunda bir fazlalık ve noksanlık söz konusu olmaz. Allah’ın sıfat ve isimleri de kâmil olmakla beraber bu bakımdan zât gibi değildir. Kâinat Allah’ın sıfat ve isimlerinin tecellisi olduğundan bir bütün olarak güzel ve kâmildir. Ancak kâinatta ve insandaki kemâl eksik bir kemâldir. Bu eksiklik onun kâmil olmasına engel değildir, hatta kâmil olmasının bir gereğidir. Âlemdeki kemâl fazlalığı ve noksanlığı kabul ettiğinden mutlak değil nisbî ve izâfî bir kemâldir. Allah, peygamberlerden daha çok ilim sahibi olmaları için dua etmelerini istediğinden (Tâhâ 20/114) onların kemâli de ziyadeyi kabule açık izâfî bir kemâldir. Zâtî kemâl Hakk’a mahsustur, fakat esmâî kemâlden insanlar da kabiliyetleri nisbetinde nasip alırlar. ( el-Fütûḥât , I, 854; II, 715; Fuṣûṣ , I, 79) Bir şey zât itibariyle tam ve eksiksiz ise buna ilk kemâl, sıfatları itibariyle tam ise buna da ikinci kemâl denir. İlkinde zât kemâle, ikincisinde kemâl zâta bağlıdır. İbnü’l-Arabî’ye göre tecelli insanla kemâle ermiş, insanın kemâli de Allah’ın halifesi olmasıyla noktalanmıştır. İbnü’l-Arabî’den sonraki dönemde yetişen sûfîler, kemâlin metafizik boyutunu daima göz önünde bulundurmakla beraber ahlâkî yönü üzerinde de durmuşlardır. Onlara göre insanın Allah’ın halifesi olması demek onun ahlâkıyla ahlâklanması ve sıfatlarıyla muttasıf olması demektir. Bu hususu gerçekleştiren insân-ı kâmildir. Kâmil insanın en güzel örneği ise Hz. Muhammed’dir. Velîler de Kur’an ahlâkını ve insanî faziletleri gerçekleştirdikleri, Hz. Peygamber’in üstün niteliklerine vâris oldukları nisbette kâmil insan olurlar (Abdülkerîm el-Cîlî, II, 59). Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/kemal
- EL KERİM ESMASININ ÖZELLİKLERİ
El Kerim İsmi ve Özellikleri El Kerim, İslam dininde Allah'ın isimlerinden biri olarak kabul edilmektedir. "Kerim" kelimesi, Arapça kökenli olup "cömert", "değerli" ve "kıymetli" anlamlarına gelmektedir. Bu isim, Allah'ın kullarına olan merhametini, cömertliğini ve ihsanını ifade eder. El Kerim, aynı zamanda bir sıfat olarak, Allah'ın sonsuz lütuf ve ikramlarını da simgeler. El Kerim'in Kur'an'daki Yeri El Kerim ismi, Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette geçmektedir. Bu isim, Allah’ın yüceliğini ve kullarına olan şefkatini belirtmektedir. Kur'an'ın 96. suresi olan Al-Alaq'ta, "O, yaratan, insanı bir alaktan yaratan Rabbindir. " ifadesi, El Kerim sıfatının ne denli önemli olduğunu gösterir. Bu ayet, Allah'ın insanlara olan cömertliğinin bir örneğidir. El Kerim Sıfatının Anlamı El Kerim, İslam inancında Allah'ın kullarına olan cömertliğini ve merhametini ifade eder. Bu sıfatın anlamı, Allah’ın kullarına karşı olan lütuf ve ikramının sınırsız olduğuna işaret eder. Cömertlik, hem maddi hem de manevi olarak Allah’ın kullarına sunduğu nimetlerdir. El Kerim sıfatı, aynı zamanda insanlara yardım etme, affetme ve merhamet gösterme gibi erdemleri de simgeler. El Kerim’in Kulları Üzerindeki Etkisi El Kerim isminin zikri, müminler üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Bu ismin anılması, insanlara huzur, güven ve umut aşılar. El Kerim ismi ile anılan Allah, kullarına karşı merhametli ve bağışlayıcı olduğu için, müminler bu ismi zikrettiğinde kendilerini daha güçlü hissederler. Aynı zamanda bu isim, toplumsal ilişkilerde de cömertlik ve yardımlaşma duygusunu teşvik eder. El Kerim İsmine Sahip Olmanın Manevi Önemi El Kerim ismine sahip olmak, bir kişi için manevi bir değer taşır. İslami gelenekte bu isim, cömertlik ve yardımseverlik gibi erdemlerin ön plana çıkmasını teşvik eder. El Kerim ismi, kişinin karakterine etki eder ve onu daha cömert, daha merhametli bir birey olmaya yönlendirir. Bu nedenle, El Kerim ismi, yalnızca bir isim değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. El Kerim’in Günlük Hayattaki Yansımaları Günlük hayatta El Kerim isminin yansımaları, bireylerin sosyal ilişkilerine ve toplumsal davranışlarına etki eder. İnsanlar, El Kerim sıfatını benimseyerek, daha cömert ve yardımsever olma yolunda adım atabilirler. Bu isim, insanlara karşı olan tutumları iyileştirir ve toplumsal dayanışmayı artırır. Cömertlik, sadece maddi yardımlarla sınırlı kalmaz; aynı zamanda manevi destek, sevgi ve saygı gibi değerleri de içerir. Sonuç El Kerim ismi, İslam dininde önemli bir yere sahiptir ve Allah'ın cömertliğini, merhametini simgeler. Bu isim, bireylerin karakterlerini olumlu yönde etkilemekte ve toplumsal ilişkileri güçlendirmektedir. El Kerim ismini anmak, sadece bir ibadet değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı haline gelmelidir. İslami değerlerin yaşatılması ve cömertlik anlayışının yaygınlaştırılması adına El Kerim isminin önemi büyüktür. Kaynaklar: https://www.esmaulhusna.gen.tr/el-kerim.html
- "Allah sıfatlarının celâlli ve cemâlli tecellileriyle kendini tanıttırır, bildirir." Buradaki celâlli ve cemâlli tecelli ne demektir, izah eder misiniz?
Celal: Kelime olarak sonsuz derecede büyüklük, azamet, ihtişam, heybet gibi mânalara gelmektedir. Celal; Cenâb-ı Hakk'ın kahrının ve azametinin tecellisidir. Celal ismi Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının cüzlerde ve fertlerde değil, nev'deki ve küllîlerdedeki tecellisine denir. Cenâb-ı Hak, birliğine ve vahdaniyyetine delil olacak sayısız mahlûk yarattığından, ihatadan, idrak edilmekten âli, yüksek, celil ve münezzeh olduğundan Celâl denir. Yani Allah Zat ve sıfat noktasından nihayetsiz azamet ve haşmet sahibi olduğu için, hiçbir mahlûk Allah’ın bu azamet ve haşmetini idrak edemez. İşte bu idrak edememek mânası Celal sıfatı ile tabir ediliyor. Celil isminin her âlemde farklı bir tecellisi vardır. Mesela insan kalbinde hafv, yani korku şeklinde tecelli eder. Terbiye âleminde cezalandırmak olarak tecelli eder. Ebed âleminde cehennem suretinde tecelli eder vs. Cemil: Kelime olarak sonsuz derecede güzellik, şefkat ve mükemmellik mânalarına gelir. Cemil, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz kemal ve şefkatinin tecellisidir. Cemal, Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının cüzlerde ve fertlerdeki tecellisidir. Allah Zat ve sıfat noktasından nihayetsiz azamet ve kibriya sahibi olduğu için, hiçbir mahlûk O’nun büyüklüğünü idrak edemez. İsim ve sıfatlarının küçük bir model olarak cüzlerde ve fertlerde tecelli etmesine "cemalî tecelli" deniliyor. Burada Allah’ın mahlûkatına bir tenezzülüdür ki, bu da O’nun sonsuz şefkatinin bir tecellisidir. Cemil isminin de Celil ismi gibi her âlemde farklı bir tecellisi vardır. Mesela insan kalbinde reca, yani ümit şeklinde tecelli eder. Terbiye âleminde mükâfat olarak tecelli eder. Ebed âleminde cennet suretinde tecelli eder vs... Varlık âlemini İlahî sıfatların tecellileri olarak değerlendiren bir kalpte, eşyayı sevmenin yerini onlarda tecelli eden esma ve sıfatı sevme; mahlûkattan korkmanın yerini, onları yaratanın celalinden havf etme alır. “Cemâline muhabbet etmek ve celâlinden havf etmek” (Mesnevi-i Nuriye) Allah’ın hem cemâlî hem de celâlî isimleri vardır. Allah; Rahmân ’dır, Rahîm ’dir, Rezzak ’tır, Gaffar ’dır, Settar ’dır, Mücemmil ’dir, Müzeyyin’ dir... Bütün bu cemâl ifade eden isimler muhabbeti gerektirir. Allah; Kahhar ’dır, Cebbar dır, Aziz dir, Mütekebbir dir... Celâl ifade eden bu isimler de havfı gerektirir. Cennet, cemâlî isimlerin, cehennem ise celâlî isimlerin birer tecelli yeridir. Bir mü’min, muhabbetini evvela cennete değil bu cemalî isimlere, İlahî sıfatlara ve Zat-ı Akdese verir. Cenneti de İlâhî lütuf ve ihsanın bir tecelligâhı olarak sever. Keza, bir mü’min evvela cehennemden değil, Allah’ın celâlinden korkar. Cehennemden de celâlî isimlerin en büyük tecelligâhı olması cihetiyle korkar. Üstad Hazretlerinin şu harika tespitleri calib-i dikkattir: اَللّٰهُ Lâfza-i celâli, bütün sıfât-ı kemâliyeyi tazammun eden bir sadeftir. Çünkü Lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdese delâlet eder; Zât-ı Akdes de bütün sıfât-ı kemaliyeyi istilzam eder. Öyleyse, o lâfza-i mukaddese, delâlet-i iltizamiye ile bütün sıfât-ı kemâliyeye delâlet eder." "İhtar: Başka ism-i haslarda bu delâlet yoktur. Çünkü, başka zatlarda sıfât-ı kemâliyeyi istilzam etmek yoktur.""( اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ) Bu iki sıfatın Lâfza-i Celâlden sonra zikirlerini icap eden münasebetlerden birisi şudur ki: Lâfza-i Celâlden, celâl silsilesi tecellî ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecellî ediyor.""Evet, her bir âlemde emir ve nehiy, sevap ve azap; terğib ve terhib, tesbih ve tahmid, havf ve reca gibi pek çok füruat, celâl ve cemâlin tecellîsiyle teselsül edegelmektedir." (1) "Arkadaş! Cenâb-ı Hakkın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celâlî, diğeri cemalî, iki türlü tecellîsi vardır.""Celâl ile cemâlin sıfât-ı ef’al âleminde tecellîsinden lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder.""Ef’al âlemine tecellî edince, tahliye تَحْلِيَه ile tahliye تَخْلِيَه, (tezyin ile tenzih) doğar.""Âsâr ve a’mâl âleminden âlem-i âhirete intıba’ edince, lütuf cennet ve nur olarak, kahır da cehennem ve nar olarak tecellî eder.""Sonra âlem-i zikre in’ikâs edince, biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır.""Sonra âlem-i kelâmda tecellî edince, kelâmın emir ve nehye taksimine sebep olur. Sonra âlem-i irşada intikal edince, irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzara taksim eder.""Sonra vicdana tecellî edince, reca ve havf husule gelir.""Sonra irşadın iktizasındandır ki, havf ile reca arasındaki müvazene devamla muhafaza edilsin ki, reca ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de eğri yollara gidilmesin; ne Allah’ın rahmetinden me’yus, ne de azabından emin olunsun." (2) Kaynak: https://sorularlarisale.com/sifatlarinin-celalli-ve-cemalli-tecellileriyle-kendini-tanittirir-bildirir-celalli-ve-cemalli-tecelli-ne-demektir-izah
- Allah'u Teâlâ'ya başka bir isim söylemek caiz olur mu? Mesela Padişah, Sultan, Çalap, Hüda gibi isimler caiz olur mu? Esmaları ezberlemek cennete götürür mü?
İbadet olmayan yerlerde padişah sultan çalap hüda gibi ifadeler kullanmak caizdir. İbadet olarak kullanılmaz. Birgivi vasiyetnamesi şerhinde, Allah’ın isimlerinin tevkifi olduğu, yani dinin bildirdiği isimleri söylemek gerektiği, Esma-i hüsnâdan başka isim söylenemeyeceği açıklanmaktadır. Şerh-i mevakıfta da, (Allah'u Teâlâ'ya yakışan mana ile 99 isminden başka isim söylemek, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir) buyuruluyor. Yani az da olsa, Allah'u Teâlâ'ya yakışan başka isimlerle çağırmanın da caiz olduğunu söyleyen âlimler var demektir. Esma-i hüsnâ dan olmadığı halde, Mevla , Rab , Nasır , Galip , Ekrem , Allah'u Teâlâ'nın ismi olarak Kur'an-ı kerimde kullanılmıştır. Hadis-i şeriflerde ise, Hannan , Mennan , Cemil gibi isimler kullanılmıştır. (Feraid) Tasavvuf şairi Kuddusi efendi diyor ki: Ey rahmeti bol Padişah, Cürmüm ile geldim sana, Ben eyledim hadsiz günah, Cürmüm ile geldim sana . Yunus Emre de, Çalap ve daha başka isimleri ilah manasında, ibadet dışında kullanmıştır. Bir çok menkıbede, hükümdar, sultan kelimeleri ibadet dışında kullanılmıştır. Âlimlerin kullandıkları isimlerden başka isimleri kullanmamalıdır. Esma-i Hüsna’yı ezberlemek Sual: “Ebu Hüreyre’den nakledilen bir hadiste, Peygamberimizin ( Allah'u Teâlâ'nın şu 99 esma-i hüsnasını ihsâ eden, Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır) dediği iddia edilmiştir. Ancak, Peygamberimizin, Allah'a böyle bir sınırlama koyması mümkün değildir. Bu hadis sahih değildir. Peygamberimiz şöyle söylemiş olabilir: (Allah'ın isimlerinden 99'unu ihsâ eden Cennete girer, sonsuz saadete erişir.) Bunu söyleyenlerin sözünde doğruluk payı var mıdır? CEVAP Yoktur. Çünkü o hadis-i şerif, kütüb-i sittenin en kıymetli üç hadis kitabında, yani Buhari , Müslim ve Tirmizi ’de vardır. O hadis-i şerifi yalan saymak, bu üç büyük âlimi cahil saymak olur. Din kitaplarında bu husus açıklanmıştır. Herkese Lazım Olan İman kitabında deniyor ki: Allah'u Teâlâ'nın isimleri sonsuzdur. Bin bir ismi var diye meşhurdur. Yani, isimlerinden bin bir tanesini insanlara bildirmiştir. Bunlardan 99’una Esma-ül hüsna denir. Demek ki Allah’ın bin bir ismi vardır. Ama bunlardan 99’una Esma-i hüsna deniyor. Kadı zade Ahmed efendi de, Birgivi vasiyetnamesi şerhinde, (Allahü teâlânın 99 ismine Esma-i hüsna denir) diyor. Bazılarının dediği gibi, Allah’ın isimlerinden 99 unu değil, Peygamber efendimizin bildirdiği 99 ismi ihsâ etmek gerekiyor. Yoksa Allah'u Teâlâ'nın ismi çoktur. Bunlardan rastgele 99’unu değil, bildirilen 99 ismi ihsâ etmek gerekir. Burada ihsâ etmek, bu 99 ismi manaları ile birlikte ezberleyip amel etmek demektir. Böyle yapan kimse elbette Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır. Birkaç örnek verelim: Kerim: Lütfu ve ihsanı bol, çok ikram eden. Müslüman da, cömert ve ihsan sahibi olmalı. Gaffar: Günahları örten ve çok mağfiret eden. Müslümanlar da birbirlerinin kusurlarını görmemeli. Rezzâk: Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan. Bu ismi okurken, rızkı için endişe etmemeli. Mütekebbir: Büyüklükte eşi, benzeri yok. Bu ismi okurken Allah'u Teâlâ'nın azametini ve kibriyâsını düşünerek kibirden uzak durmalı. Bunlar gibi Esma-i hüsnadaki isimler okunurken, manalarını düşünmeli ve bunlarla amel etmeli. Bazılarının, hadis-i şerif okuyup yanlış anlaması da gösteriyor ki, tefsirden, meal ve hadisten din öğrenilmez. Dinimi öğreneyim derken, yanlış anlayıp, dinsiz olup çıkabilir. Bu yüzden doğru yazılmış ilmihal kitaplarından dinimizi öğrenmeye çalışmalıyız. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye son sözünde diyor ki: “Evliya olan Ehl-i sünnet âlimleri, kalb, ruh mütehassısları olup, herkesin bünyesine ve hastalığına ve zamanının zulmetine ve fesadına uygun ruh ilaçlarını, hadis-i şeriflerden seçerek söylemişler ve yazmışlardır. Resulullah, dünya eczanesine yüz binlerce ilaç hazırlayan baş tabip olup, Evliya olan Ehl-i sünnet âlimleri de, bu hazır ilaçları, hastaların dertlerine göre dağıtan, emrindeki yardımcı tabipler gibidir. Hastalığımızı bilemediğimiz, ilaçları tanımadığımız için, yüz binlerce hadis içinden, kendimize ilaç aramaya kalkarsak, (Allergie) aksi tesir hasıl olarak, cahilliğimizin cezasını çeker, fayda yerine zarar görürüz. Kaynaklar: https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3859
- ALLAH'IN SELBİ (Zati) SIFATLARI
Allah Teala'nın sıfatlarını kısımlara ayırırken O'nun sıfatlarının iki çeşit olduğunu hatırlattık: Birincisi cemal, diğeri ise celal sıfatları. O'nun kemalî sıfatlarına cemalî sıfatlar veya subutî sıfatlar denilmekte ve eksiklik türünden olan şeylere ise celal sıfatları veya selbî sıfatlar adı verilmektedir. Selbi sıfatlardan amaç, Allah Teala'nın eksiklik ve muhtaç olmaktan tenzih edilmesidir. Allah'ın zatı mutlak ganî ve kemal olduğu için eksiklik ve muhtaç olmayı ifade eden bütün sıfatlardan uzaktır. Bu nedenle, İslam mütekellimleri şöyle diyorlar: Allah cisim ve cismanî bir varlık değildir, bir şey için yer ve mekan değildir ve hiçbir şeye de hulul etmez; çünkü bu özelliklerin tümü varlıkların eksiklik ve muhtaç oluşlarını gerektirmektedir. Eksikliği bildiren sıfatlardan biri de görünür olmaktır; çünkü görünür olmak, görünmek için gerekli olan sıfatların gerçekleşmesini icap eder; bu cümleden görünen şey: a- Belli bir yer ve yönde yer almalıdır. b- Karanlıkta olmamalı ve ışık almalıdır. c- Görenle O'nun arasında belli bir mesafe olmalıdır. Bu şartların her şeyden üstün olan Allah Teala hakkında değil; cismanî ve maddî varlıklar hakkında söz konusu olduğu açıktır. Ayrıca; görünen Allah hakkında şu iki durum söz konusudur: Ya vücudunun tümü görünmekte veya sadece bir bölümü görünmektedir. Birinci durumda her şeyi kuşatan Allah Teala sınırlanmış olacak; ikinci durumda ise uzuv ve ecza sahibi olacaktır. Oysa Allah'ın şanı her ikisinden de yücedir. Bu söylediklerimizin tümü gözle görmek ve hissetmekle ilgiliydi; mükemmel iman sayesinde elde edilen batınî müşahede ve kalp gözüyle görmek bahsi ise konumuzun dışındadır ve Allah'ın velileri hakkında böyle bir şeyin mümkün olduğu ve gerçekleştiği şüphesizdir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s)'ın ashabından olan Za'leb-i Yemanî o hazrete, " Rabb'ini gördün mü? " diye sorduğunda o hazret, " Ben görmediğim bir şeye tapmam " cevabını verdi. Za'leb, " Onu nasıl gördün? " diye sorduğunda ise, " Gözler O'nu göremez; fakat kalpler imanın gerçekleriyle O'nu görür " buyurdu.[28] Baştaki gözle Allah Teala'yı görmenin aklen imkansız oluşu dışında Kur'an-ı Kerim de açıkça görmenin mümkün olmadığını vurgulamaktadır. Hz. Musa (a.s) -İsrail oğullarının ısrarı üzerine- Allah'ı görmeyi isteyince olumsuz cevap alıyor; Kur'an-ı Kerim bu olayı ve şöyle anlatıyor: "Rabb'im, bana (kendini) göster, sana bakayım! dedi. (Rabb'i) buyurdu ki: Sen beni asla göremezsin. " (A'raf, 143) Burada şöyle bir soruyla karşılaşabiliriz: Eğer Allah'ı görmek mümkün değilse, o halde neden Kur'an-ı Kerim, " kıyamet günü salih kullar O'na bakacaklar ", buyuruyor; örneğin: " Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parıldar, Rabb'ine bakar. " (Kıyamet, 22-23) Bu sorunun cevabı şudur: Ayetteki bakmaktan maksat, Allah'ın rahmetini beklemektir; ayetlerde bunu onaylayan iki kanıt vardır: 1- Bakmak yüzlere istinat edilerek, " yüzler sevinçle O'na bakarlar " buyrulmuştur. Eğer maksat Allah'ı görmek olsaydı, görmenin yüzlere değil, gözlere istinat edilmesi gerekirdi. 2- Bu surede iki grup hakkında bahsedilmiştir: a- Yüzleri sevinçli ve ışıl ışıl parlayanlar: Bunların mükafatı "Rabb'ine bakar" cümlesiyle açıklanmıştır. b- Yüzleri gamlı ve suratları asık olanlar: Bunların da cezası "Kendisine bel kemiğini kıran (bela)ın yapılacağını anlar" (Kıyamet, 25) ayetiyle açıklanmıştır. İkinci cümleden maksat şudur: Bu grupta yer alanlar, bellerini kıracak bir belayla karşılaşacaklarını bilmekte ve onu beklemekteler. Ayrıca, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin tefsirinde genellikle bir ayetle yetinilmemeli, o konudaki benzeri diğer ayetler de bir araya getirilerek onların toplamından ayetin gerçek anlamı elde edilmelidir. Görme konusunda da Kur'an-ı Kerim'deki tüm ayetler ve hadisler bir araya getirilecek olursa, İslam dini açısından Allah'ın görülemeyeceği anlaşılır. Ayrıca, buradan, Hz. Musa'nın (a.s) Allah'ı görmek isteyişi, İsrailoğullarının ısrarı üzerine olduğu anlaşılmaktadır. Onlar şöyle diyorlardı: Allah'ın sesini duyarak bize naklettiğin gibi kendisini de görerek bizim için nitelendir: " Biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana inanmayız, demiştiniz. " (Bakara, 55; Nisâ, 153) İşte bu nedenle Hz. Musa (a.s) Allah'ı görmeyi istedi ve buna olumsuz cevap aldı; nitekim şöyle buyuruyor: " Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelip de Rabb'i On(un)la konuşunca: Rabb'im, bana (kendini) göster, sana bakayım! dedi. (Rabb'i) buyuruyor ki: Sen beni asla göremezsin... " (A'raf, 143) Kaynak: erfan.ir sitesinden alıntıdır.
- ALLAH'IN KEMAL SIFATLARI
Allah'ın kemal sıfatları; O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır. O her şeyi bilir." (Hadîd, 57/3) Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Sen evvelsin, senden önce olan yoktur. Sen âhirsin, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen zâhirsin, senden daha açık ve üstün olan yoktur. Sen bâtınsın, senden daha gizli ve senden öte hiçbir şey yoktur.” (Müslim, “Zikr”, 61) Allah Teâla (cc), insanlar O’nu tanısınlar diye zatını bazı isim ve sıfatlarla nitelendirmiştir. En güzel ve mükemmel sıfatlara sahip olan Rabbimizi yüceltmek ve tesbih etmek gerekir. Evvel: İlk; Allah kadimdir, ezelîdir, varlığının başlangıcı yoktur. Âhir: Son; Allah bâkidir, ebedîdir; varlığının sonu yoktur. Zâhir: Açık, belirgin; Allah’ın varlığı ve varlığının kanıtları açıktır. Bâtın: Gizli; Allah’ın zâtının mahiyeti gizlidir, bilinemez. Ancak kendini tanıttığı kadar bilinebilir. Kaynaklar: https://www.diyanethaber.com.tr/allahin-kemal-sifatlari
- ALLAH'IN İSİMLERİ VE SINIFLANDIRILMASI
"En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle duâ ediniz! Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır." (A'râf, 180) Allah'ın sıfatları olduğu gibi, isimleri de vardır. Onlara "Esma'ül Hüsnâ" yani "En güzel isimler" denilir. Bu konuda bir âyet şöyledir: "En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle duâ ediniz! Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır." (A'râf, 180) Allah'ın zâtı bir, fakat isimleri pek çoktur. Bu konuda Peygamberimiz (asm) "Allah'ın 99 ismi vardır, kim onları sayarsa cennete girer." (Buhari, Tirmizi) buyurmuştur. Allahın isimlerinin çok olması, yapılan icraatların çokluğundan dolayıdır. 1. İsimlerin Sınıflandırılması İmam Gazali, Allah'ın isimlerini dört kısma ayırır. Allah'ın zâtına delâlet eden isimler. (Allah, Rahman, Rab, İlah vb.) Tenzihî sıfatlara delâlet eden isimler. (Evvel, Ahir, Baki, Ehad, Vahid, Kayyum, Samed vb.) Subutî sıfatlara delâlet eden isimler. (Alim, Semi, Basir, Kadir vb.) Fiilî sıfatlara delalet eden isimler. (Muhyi, Mümit, Rezzak, Gaffar vb.) (Bkz: İmam Gazali İtikatta İktisad) İsimlerin ekseriyeti fi'lî sıfatlara delalet eden isimlerdir. 2. Allah Allah lafza-i celali, bu kâinatı yaratan Allah'ın özel ismidir. Allah lafza-i celali, Allah'ın mükemmelliğini gösteren bütün sıfatlarını ve isimlerini tazammun eder, içerir. Çünkü lafza-i Celal, Allah'ın mükemmel sıfatları olan zâtına delalet eder. İslâm âlimleri "Allah" ismini tarif ederken "Kendisine ibâdet edilen ve ibâdete en layık olan Hak mabud", "Ulûhiyet ve Rubûbiyet sıfatlarını tazammun eden zât", "Vâcibu'l-Vücud, ezelî ve ebedî olan zât", "kâinatın yaratıcısı" diyerek tarif etmişlerdir. (Kurtubî) Bazı âlimler Allah lafza-i celali için Allah'ın en büyük ismi ve ism-i A'zamdır demişlerdir. 3. İsm-i Azam İsm-i A'zam, Allah'ın en büyük ismi manasına gelir. Bazı hadislerde onunla duâ edildiği zaman Allah'ın duâları kabul edeceği rivayet edilmiştir. Âlimlerden bir kısmı "Allah'ın küçük ismi olmaz, O'nun bütün isimleri A'zamdır, büyüktür." diyerek isimler içinde birisinin İsm-i A'zam olmasını reddetmişlerdir. Âlimlerin ekseriyeti ise pek çok hadislerden yola çıkarak İsm-i A'zam'ı kabul etmiş, fakat onlar da İsm-i A'zam'ın hangi isim olduğunda ihtilafa düşmüşlerdir. (Bkz: Celalettin Suyuti, El-Havi Lil-Fetavi, Darül Kütüb'ül İlmiye, Beyrut, 1988, c, 1, s, 394) Bediüzzaman Hazretleri'nin İsm-i A'zam hakkında yaptığı izahlar âlimlerin bütün görüşlerini uzlaştıracak, birleştirecek mahiyettedir. Şöyle der Bediüzzaman Hazretleri: "İsm-i A'zam gizlidir. Ömürde ecelin, ramazanda kadir gecesinin gizlenmesi gibi, isimler içinde de İsm-i A'zamın gizlenmesinin de mühim hikmeti var. Kendi nokta-i nazarımda hakikî İsm-i A'zam gizlidir, havassa [yüksek tabakaya, velilerin büyüklerine] bildirilir. Fakat her ismin de A'zamî [yüksek] bir mertebesi var ki o mertebe [o isim için] ism-i A'zam hükmüne geçiyor. Velilerin ism-i A'zamı ayrı ayrı bulması bu sırdandır. Hazret-i Ali r.a.'ın Ercuze namında bir kasidesi "Mecmuatü'l Ahzab" [adlı kitap] da var. İsm-i A'zamı altı isimde zikrediyor. İmam-ı Gazalî onu "Cünnetü'l-Esma" namındaki risalesinde, Hazret-i Ali'nin zikrettiği ve Ism-i A'zamı kuşatmış olan o altı ismi şerh ederek, özelliklerini de beyan etmiştir. O altı isim de, ‘Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs' isimleridir." (Barla Lahikası) Bediüzzaman Hazretleri, 30'uncu Lem'a Risalesi'nde bu 6 ismi şerh-eder. Orada şöyle der: "İsm-i A'zam herkes için bir olmaz, belki ayrı ayrı oluyor. Meselâ İmam-ı Ali radıyallahü anh hakkında [İsm-i A'zam]; "Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs" altı isimdir. Ve İmam-ı A'zam'ın İsm-i A'zamı: "Hakem, Adl" iki isimdir. Ve Gavs-ı A'zam'ın İsm-i A'zamı, "Ya Hayy!"dır. Ve İmam-ı Rabbanî'nin İsm-i A'zamı "Kayyum" ve hakeza pek çok zatlar daha başka isimleri, İsm-i A'zam görmüşlerdir." (Lem'alar, s. 399) Hülasa; Allah'ın gizli olup bazı sevdiği kullara açtığı bir İsm-i A'zam'ı vardır. Bununla beraber, Allah'ın her isminin de bir mertebe-i a'zam'ı vardır. Bu mertebenin sırlarını Allah bazı kullarına açar ve o isim, onun için, İsm-i A'zam olur. Bu yönüyle Allah'ın her bir ismi, İsm-i A'zam özelliği taşıyabilir. 4. Fiilî İsimler Bediüzzaman Said Nursi, şöyle der: "Şunu iyi bil ki Allah'ın [zâtına delalet eden] zatî isimleri olduğu gibi, [fiillerine, yaptığı icraatlara delalet eden] Gaffar, Rezzak, Muhyi, Mümit ve emsali gibi çeşitli fiili isimleri de vardır. Bu isimlerin çeşit, çeşit olması ve çokluğu kudret-i ezeliyenin kâinatın nevlerine olan taallukunun [ilişkisinin] çokluğundan dolayıdır." (İşârâtu'l-İ'câz) Bir sultan kendi hükûmetinin her bir dairesinde değişik unvanlarla, isimlerle anılır. Meselâ, ona idari yönden sultan denilirken ordunun başında olduğunda başkomutan denilir. Keza dini, ilmi işlere başkanlık etmesi yönünden halife, adliye dairesinde davalara bakarken hâkim denilir. Buna kıyasen, bir tek padişah, saltanatının dairelerinde, hükümetin değişik mertebelerinde bin isim ve unvana sahip olabilir. Bu misalden yola çıkarak nasıl bir padişah yaptığı icraatlara göre değişik isimler alıyorsa ondan daha haşmetli, daha yüce bir şekilde Allah'ın da yaptığı icraatlara göre değişik isimleri vardır. Örneğin, Allah, kâinatın sahibi olduğu için "Malikü'l-Mülk" ve "Melik"tir. Varlıkları yarattığı için "Halık"tır. Onları terbiye ettiği için "Rab" ve "Rabbü'l-Âlemin"dir. Canlılara hayat verdiği için "Muhyi", suretlendirdiği için "Musavvir", nimet verdiği için "Mün'im", rızık verdiği için "Rezzak", öldürdüğü için "Mümit" isimlerini alır. Misalleri çoğaltmak mümkündür. [1] 5. Celalî, Cemalî ve Kemalî İsimler Mutasavvıflar ve âlimler, fi'lî sıfatlara delalet eden isimlerin, "Celalî" ve "Cemalî" olmak üzere iki kısım olduğunu söylemişlerdir. Azamet, yücelik, şiddet, kahır gibi manaları olan Aziz, Kahhar, Şedidü'l-İkab gibi isimler Celalî isimlerdir. Lütuf, ihsan, güzellik, şefkat, bağışlama manasına gelen Latif, Muhsin, Cemil, Gafur, Gaffar, Rahman, Rahim gibi isimler de Cemalî isimlerdir. Keza cennet Allah'ın cemaline; cehennem ise, Allah'ın celaline mazhar olmuştur. Bunların dışında kalan ve hem celâl hem de cemal manalarını içeren Hafiz, Evvel, Ahir, Zahir, Batın, Habir, Basir gibi isimlere bazı mutasavvıflar Kemalî isimler demişlerdir. 6. Allah'ın isimleri 99 mudur, yoksa başka isimleri de var mıdır? Yukarıda zikrettiğimiz gibi Peygamberimiz (sav) "Allah'ın 99 ismi vardır, kim onları sayarsa cennete girer." buyurmuştur. Fakat bazı rivayetler Allah'ın isimlerinin 99'dan fazla olduğunu da ima etmektedir. Örneğin Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde şöyle bir hadis vardır: "Üzüntü ve kederle karşılaşan bir kimse, ‘Allah'ım! Ben senin kulunum, erkek ve kadın kullarının da oğluyum. Benim perçemim senin (kudret) elindedir. Hakkımda hükmün caridir. Hakkımda kaza ve takdirin adildir. Ben senden, kendini isimlendirdiğin veya yarattığın mahlûkattan birisine öğrettiğin veya kitabında indirdiğin veya senin katında olan gayb ilminde seçtiğin bütün isimlerin hürmetine, Kur'ân'ı, kalbimin baharı, gönlümün nuru, hüznümün cilası (gidericisi), kederimin gidericisi kılmanı istiyorum.' derse Allah, onun üzüntü ve kederini giderir, yerine ferahlık verir."[2] Bu ve benzeri rivayetlerden yola çıkan İmam Gazali ve Fahrettin Razi gibi âlimler, Allah'ın isimlerinin 99'la sınırlı olmadığını, Allah'ın bu 99 isimden farklı ve fazla isimleri olabileceği kanaatindedirler. Fahrettin Razi, şöyle der: "Âlimler arasında Kur'ân ve sünnette Allah'ın mukaddes ve mutahhar bin bir isminin olduğu meşhurdur. Bazı vaaz kitaplarında gördüğüme göre; Allah'u Teala'nın dört bin ismi vardır. Onların bini Kur'ân'da ve sahih hadislerde, bin tanesi Tevrat'ta, bin tanesi İncil'de, bin tanesi de Zebur'dadır. Bin adedin de Levh-i Mahfuz'da olup beşer âlemine ulaşmadığı söylenir. Ben derim ki bu kitaplarda söylenenler akıldan uzak değildir."[3] "Eğer Allah'ın isimleri 99'dan fazla ise Peygamberimiz (asm) niçin ‘Allah'ın 99 ismi vardır.' buyurmuştur?" Sorusu akla geliyor. İmam Gazali, bu soruya şöyle cevap veriyor: Bir hükümdarın bin askeri olsa ve bir kimse dese ki: "Hükümdarın doksan dokuz askeri vardır ki kim onları alarak harbe girerse düşmanlar kendisine asla dayanamaz [o mutlaka galib gelir]." Hükümdarın bin askeri olduğu halde, burada sadece doksan dokuzunun söz konusu edilmesi, onun 99 askeri bulunduğu için değildir. Bilakis onlarla zafer hâsıl olduğu içindir. Çünkü bu 99 asker ya çok kuvvetlidir veya zafere ulaşması için bin askerden 99'u kâfi gelmektedir. Daha fazla askere ihtiyaç yoktur.[4] İmam Gazali'nin bu izahından, Peygamberimiz'in (asm) "Allah'ın 99 ismi vardır, kim onları sayarsa, cennete girer." hadisiyle, Allah'ın isimlerini sınırlandırmadığını, bilakis pek çok isim içerisinde Allah'ın 99 ismine dikkat çektiğini anlıyoruz. Yani Allah'ın 99'dan fazla isimleri var, fakat bu isimler içinde 99 ismin çok farklı bir hususiyeti de vardır. Bu hususiyet, Allah katında bu isimlerin ehemmiyetinden kaynaklanmaktadır. Kaynaklar: https://www.sorusorcevapbul.com/makale/allah/allahin-isimleri [1] Sözler, Altınbaşak Neşriyat, s. 119, (24. Söz).[2] Müsned-i Ahmed, Çağrı yy, c. 1, s. 452.[3] Tefsir-i Kebir, Dar'ül Fikr, Beyrut, 1993, c, 1, s, 13 ve 160 (Tercüme, Akçağ y, c. 1, s. 3 ve 216)[4] İmam Gazali, Esma-ül Hüsna Şerhi, Elifbe y, s, 282. Benzer ifadeler için bkz: Taftazani, Şerhül Makasıd, Alemül Kütüb, 1998, c. 4, s. 348.
- EBCED EĞİTİMİ NEDİR? EĞİTİM KONULARI NELERDİR? EBCED BİLMEK NE İŞE YARAR? EBCED HESABIYLA NELER YAPILIR?
Öncelikle kısacık bir ebced tanımı yaparak başlayalım konumuza. Ebced: Cümel, cifr, sayı sembolizmi diye geçer. Bir şifreleme ilmidir. Ebced veya Ebûced, Arap alfabesindeki harflerin kolaylıkla hatırda kalması için düzenlenen bir harf dizisi ile bu harf dizisinin her birine tekabül eden bir rakam değeri sistemi ve diziyi oluşturan sekiz kelimenin ilkinin adıdır. Harflerin her birine 1'den 1000'e kadar matematik değerler verilmiştir. Bu matematiksel değerler vasıtasıyla tarih boyunca ebced çeşitli alanlarda kullanılmıştır. Ebced tarihte; günlük ihtiyaç ve haberleşmeler, isim sembolü olarak çocuğa isim verilirken, esma ve ayet hesaplamada, kitap ve makalelerin sayfa numaralarında, ay ve sene kayıtlarında, yazı bölümlerinde, şiirlerde, madde başlıklarında, resmi devlet kayıtlarında; vak’anüvis kayıtlarında, vakıf kayıtlarında, sayımlar ve envanter hesaplarında, fizik, matematik, mimarlık ve astronomi de ve en çokta tarih düşürmede kullanılmıştır. EBCED EĞİTİMİ NEDİR? EĞİTİM KONULARI NELERDİR? Ebced hesabı eğitimi; bu sırlı ilmin hesaplama usullerinin öğretildiği bir eğitimdir. Bu eğitimde; ✨ Ebced nedir? ✨ Dinen caiz midir? ✨ Yönetici esma nedir? ✨ Yönetici ayet nedir? ✨ İsminizin ebced değeri nasıl bulunur? ✨ Yönetici esma hesaplama nasıl yapılır? ✨ Yönetici ayet hesaplama nasıl yapılır? ✨ Elementlerin özellikleri nelerdir? ✨ Hastalık için elementlerle hesaplama ve çalışma nasıl yapılır? ✨ Çiftler arası uyum analizi nasıl yapılır? ✨ Hastalıklara yatkın organ hesaplama nasıl yapılır? ✨ Sihir büyü ve nazara yatkınlık analizi nasıl yapılır? ✨ İsim koçluğu nasıl yapılır? Gibi konuları detaylıca öğrenirsiniz. EBCED BİLMEK NE İŞE YARAR? EBCED HESABIYLA NELER YAPILIR? Bu eğitim sonunda hastalıkların ve döngülerin şifası için kişinin anne adı ve kendi adından yönetici esma hesaplaması yapabilecek ayrıca kişilerin isminde gizli olan esma, sure ve ayetleri bularak tespit edebileceksiniz. Kişiler bulduğunuz bu sure, ayet veya esmayı çekmeye başladığında hastalığı veya hayattaki döngüleri nelerse, mesela; Ben hep neden aynı şeyleri yaşıyorum? Neden olumsuzluklar peşimi bırakmıyor? Neden maddi sıkıntı yaşıyorum? İşlerim neden hep yarım kalıyor bir türlü neticelendiremiyorum. Neden evlenemiyorum? Hastalığım neden bir türlü iyileşmiyor? Neden şifalanamıyorum? Gibi hayatta yaşadığı hastalıkların, sıkıntıların ve döngülerin yoluna girmesi ve şifalanmasının gerçekleşmesi mümkün olabilecektir Allah izin verirse. Çünkü tüm bu yaşanan blokajların nedeni kulların Hakk'la olan irtibatının zayıflamasından dolayıdır. Yaradan kullarına çeşitli olaylar, döngüler, bela ve musibetler yoluyla bir şeyler anlatmak ve bir şeyler öğretmek ve fark ettirmek ister. Ve eğer kullar başlarına gelen olaylarda alması gerekeni alır ve görmesi gereken hikmeti görürse o sınav artık ondan kaldırılır. İşte ebced hesabıyla kişiye özel hesaplanan esma ve ayetler bu aşamada kişiyi bu döngüden, sınavdan ya da blokajdan kurtaran bir aracı görevi görür biiznillah. İşte kişi bu esma sure ve ayetleri çekmeye başlayınca Allah'ın izniyle iyileşmede başlar. Bununla beraber bu eğitimden sonra ister kendinize ister sevdiklerinize isterseniz de danışanlarınıza isim koçluğu yapabilirsiniz. Danışanlarınıza yapacağınız isim koçluğu sayesinde bu ilimden kazanç elde edebilirsiniz. Ayrıca kendinize veya danışanlarınıza çift uyumu analizi, hastalığa yatkın organ analizi ve sihir, büyü, nazara yatkınlık analizi yapabilir ve kişilere bu sıkıntıları için hesaplama yaparak okuyabileceği esmaları önerebilirsiniz. Dolu dolu bu eğitim sayesinde hiç bir kötü niyetli muskacı, büyücü insanların eline düşmeden kendi hastalıklarınız ya da sıkıntılarınız için esma ve ayet hesaplayabilir ve Allah'ın izniyle şifalanabilirsiniz.
- EL FETTAH İSMİNİN ÖZELLİKLERİ
El-Fettah Esması Anlamı Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran, zorluk ve müşkülleri çözen, maddi-manevi bütün kapıları açan. Hüküm veren, kapıları açıp yardım eden, zafer ve fetih lütfeden ve varlıklara suretler giydiren, Kulların arasında hakim olan. Her şeyi hikmetle açan. Özellikleri, Fazileti ve Faydaları: Kapanan tüm kapıları açmak için günde Ya Fettah 489 veya 889 defa okunur. Allahu Teala’nın mucizesi olarak her türlü zor ve müşkil işleri çözen, maddi-manevi bütün kapıları açan, kulların arasında hakim olan, her zorluğu ve kapanan kapıları açan tesirli ve etkili bir Esmaül Hüsna’dır. Her türlü meşru dilek ve duaların kabulü için her gün güneşin doğmasına az bir zaman kala (doğmadan önce) 489 defa bu ism-i şerifi okursa Allah ona kalbinde yatan niyeti verir. Ya Fettâh zikrini her gün (100, 489 veya 1000 defa) devamlı okuyan kimseye Cenâb-ı Hak hayır kapılarını açar, devamlı okumayı kendine vird edinen kimse, hiçbir şeyde asla darlık ve sıkıntı çekmez, her neye ve her nereye yönelirse Allahu Teala o kimseye oradan muvaffakıyet, başarı kapılarını açar. Allah’ın ”Ya Fettah ile Ya Rezzak” ism-i şeriflerini sürekli hiç bırakmadan günde 100 defa okuyan kişinin Cenab-ı Hak rızkını bollaştırır, bereketlendirir ve kapalı kapları açar. Evlenmek isteyip de bir türlü hayırlı nasibini bulamayan kişilerinde aynı sayı ve zamanda “Ya Fettah (Celle celalühü)” ismini okumasında fayda vardır. Ya Fettah işleri hiç yolunda gitmeyen, girdiği tüm işlerden ayağı tökezleyip çıkan ve bu nedenlerden dolayı huzuru olmayan kişilerin devamlı okuması gereken bir esmadır. Engelleri ortadan kaldıran, sırları içinde barındıran, değişik kerametleri olan, her vakıada fetih sağlayan Ya Fettah ismi bir ”ism-i azam sırrı” ihtiva eder. Her gün güneş doğmadan önce 489 kere “Ya Fettâh celle celâlühû” zikrine devam eden kimse bekar ise en kısa zamanda muradına erer. 5 vakit namazdan sonra 489 kere “Ya Fettâh celle celâlühû” zikrine devam eden kimse, her işinde başarılı olur. Maddi ve manevi bütün kapılar önünde açılır. Sonuç El Berr ismi, Allah'ın 99 isminden biri olarak İslam'da büyük bir öneme sahiptir. Bu isim, Allah'ın iyilik ve lütuf sahibi olduğunu ifade eder ve Müslümanların Allah'a olan güvenlerini pekiştirir. El Berr ismi, aynı zamanda Müslümanlara iyilik yapma, cömert olma ve merhametli davranma konusunda bir örnek teşkil eder. Müslümanlar, Allah'ın El Berr ismiyle kendilerine gösterdiği iyilik ve lütufları hatırlayarak, hayatlarında bu prensiplere uygun davranmaya çalışırlar. Günlük hayatta dua ve zikirlerde sıkça kullanılan El Berr ismi, Müslümanların Allah'a olan bağlılıklarını ve şükranlarını ifade etmelerine yardımcı olur. Kuran-ı Kerim’de Geçen El-Fettah Esması Ayetleri Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de bir çok yerde Allahu Teala’nın en doğru şekilde, hak ile hüküm veren, kapıları açan, fetihler, başarılar ihsan eden anlamında geçen ilgili ayetler Türkçe Mealleri Sebe Suresi 26. Ayet De ki: “Rabbimiz bizi birarada toplayacak. Sonra hak ile bizim aramızı açacak (hüküm verecek).” Ve O; Fettah’tır (hak ile hükmeden) ve Âlim’dir (en iyi bilen). Nisa Suresi 141. Ayet Onlar sizi gözlüyorlar öyle ki, size Allah’tan bir fetih (zafer) olunca, “Biz sizinle beraber olmadık mı?” dediler. Ve şayet kâfirlerin zaferden bir nasibi oldu ise (o zaman da) “Biz sizin üzerinize siper olmadık mı? Ve size mü’minlerden (gelecek olana) mani olmadık mı?” dediler. Artık Allah, kıyâmet günü sizin aranızda hükmedecektir. Ve Allah kâfirlere, mü’minlere karşı asla bir yol açacak değildir. Mâide Suresi 52. Ayet Böylece, kalplerinde maraz (hastalık) bulunanların (yahudi ve hristiyanları dost edinip), “olaylar (tersine) dönerse, bize bir musibet isabet etmesinden korkuyoruz.” diyerek onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Oysa ki Allah’ın katından bir fetih veya bir emir getirmesi umulur ki, böylece onlar da kendi içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar. En’âm Suresi 61. Ayet Ve O, kullarının üstünde kahhardır (kuvvet ve güç sahibidir). Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu resûllerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler. A’râf Suresi 89. Ayet “Allah’ın, bizi ondan kurtarmasından sonra, sizin milletinize dönersek Allah’a yalanla iftira etmiş oluruz. Ve Rabbimizin dilemesi hariç bizim oraya geri dönmemiz olamaz. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, kavmimiz ile bizim aramızı hak ile aç (ayır). Sen fethedenlerin (fatihlerin) en hayırlısısın.” Enfâl Suresi 19. Ayet Şâyet fetih istiyorsanız, işte size fetih (kerim olan orduya) gelmiştir. Ve şâyet vazgeçerseniz (harbetmekten, karşı gelmekten), artık o (vazgeçmeniz), sizin için daha hayırlıdır. Ve şâyet siz (harbe, inkâra) dönerseniz, Biz de döneriz. Ve grubunuz (cemaatiniz) (sayıca) çok olsa bile size bir şey, bir fayda vermez. Ve muhakkak ki Allah, mü’minlerle beraberdir. Şuarâ Suresi 118. Ayet Bu durumda benimle onların arasını öyle bir açışla aç ki (ve böylece) beni ve mü’minlerden benimle beraber olanları kurtar. Secde Suresi 28. Ayet Ve eğer siz sadık(lar)sanız, “Bu fetih ne zaman?” derler. Secde Suresi 29. Ayet De ki: “Fetih günü, kâfir olanlara (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere) îmânları bir fayda vermez ve onlara süre verilmez.” Muhammed Suresi 27. Ayet Artık melekler onları vefat ettirirken, onların yüzlerine ve arkalarına vuracakları zaman onların halleri nasıl olacak? Fetih Suresi 1. Ayet Muhakkak ki Biz, sana apaçık bir fetih verdik. Fetih Suresi 18. Ayet Andolsun ki, o ağacın altında sana tâbî oldukları zaman Allah, mü’minlerden razı oldu. Ve onların kalplerinde olanı biliyordu. Böylece onların üzerine sekînet indirdi. Ve onlara yakın bir fetih nasip etti. Fetih Suresi 27. Ayet Andolsun ki, Allah Resûl’ünün rüya(sının), hak olduğunu tasdik etti. Ve Allah dilerse, siz mutlaka Mescid-i Haram’a emin olarak, başlarınız tıraş edilmiş ve (saçlarınız) kısaltılmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği için, bundan başka (daha önce) (size) yakın bir fetih nasip etti. Hadîd Suresi 10. Ayet Ve size ne oluyor ki, Allah’ın yolunda infâk etmiyorsunuz? Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce infâk eden ve savaşanlar, işte onlar, daha sonra (fetihten sonra) infâk eden ve savaşanlarla bir değildir, onlardan daha yüksek (azamî) derece sahibidirler. Ve Allah, hepsine hüsna’yı vaadetti. Ve Allah, yaptıklarınızdan en iyi haberdar olandır. Saff Suresi 13. Ayet Ve seveceğiniz başka bir şey, Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Ve mü’minleri müjdele. Nasr Suresi 1. Ayet Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman.
- EL HAYY ESMASININ ÖZELLİKLERİ
El Hayy Ezeli ve Ebedi diri olan, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi olan anlamına gelir. El-Hayy ism-i şerifinin Ebced değeri ve zikir adedi 18 adettir. El Hayy ne demek? Ezeli ve Ebedi Her zaman diri olan, her zaman diri ve canlı olan, gerçek hayat sahibi, her şeye hayat ve can veren, sonsuz, sınırsız bir hayatın sahibi olan, gerçek hayat sahibi Allah (cc) olan demektir. Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde Allah’ın, Hayy ve Kayyum olduğu birlikte zikredilmektedir. El-Hayy esmasının ebced değeri, zikir sayısı; Ebced değeri ve zikir sayısı: 18 (Büyük ebcede göre hesaplanıp 18 X 18 = 324 adet okunması uygun görülmüştür.) Özellikleri, Fazileti ve Faydaları: El-Hayy ismi verilen miktarda bir hasta üzerine okunsa hasta şifaya kavuşur. Her gün 324 kere “Ya Hayy celle celâlühû” okunarak zikrine devam eden kimsenin sıhhati devamlı olur. Ya Hayy ism-i şerifini seher vaktinde (324) defa okumaya devam kimse, istediği kimsenin kalbini kazanır. “Ya Hayyu Ya Kayyum” ism-i şeriflerinin kalpleri kendine sevdirme, bağlama, aradaki sevgiyi devamlı ve güçlü kılma gibi büyük havassı vardır. Bir askerin sancağı ya da bayrağı üzerinde “Ya Hayyu Ya Kayyum” yazısı bulunursa o bayrağı veya sancağı taşıyan asker Allah’ın izniyle düşmana galip gelir. Mensur ve muzaffer olur. Her gün en az 40 defa “Ya Hayyu ya Kayyum la ilâhe illa ente” zikrini okuyan kimsenin kalbi nurlanır, manevi olarak huzur ve itminan bulur. Uykusu ağır olan, çok uyumaktan şikâyet eden kimsenin başının üzerine “Elif Lam Mim Allahü la ilahe illa hüvel hayyul kayyum” okunursa Allah’ın izniyle çok uyumaktan ve gafletten kurtulur. El Hayy İsm-i Şerifi Geçen Kuran Ayetleri Bakara Suresi 255. Ayet ( Ayetel Kürsi ): Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu). Anlamı: Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O’nundur. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun iminden, O’nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), Kendisine zor gelmez ve O Alâ’dır (çok yücedir), Azîm’dir (çok büyüktür). Âli İmran Suresi 2. Ayet: Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu). Anlamı: Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur, O, Hayy’dır (hayattadır), Kayyum’dur (ezelî ve ebedîdir). Tâhâ Suresi 111. Ayet: Ve anetil vucûhu lil hayyil kayyûm(kayyûmi), ve kad hâbe men hamele zulmâ(zulmen). Anlamı: Hayy ve Kayyum olan (Allah)’a vechler (herkes), boyun eğdi. Ve zulüm yüklenenler heba (cehennemlik) oldular.
- EL BARİ ESMASININ ÖZELLİKLERİ
El Bari, varlıkları kusursuz bir şekilde yaratan Yüce Allah'ın bir ismidir. Bu isim, her canlının benzersiz bir şekilde yaratıldığını, düzen ve amaca uygun bir varlık olarak varlık bulduğunu ifade eder. İnsanların ve diğer varlıkların yaratılışındaki mükemmellik, O'nun yaratıcılığının bir göstergesidir. EL BARİ El Bari Esması: Kusursuz Yaratıcı El Bari, yarattıklarını benzeri olmaksızın, bir kalıptan döker gibi kusursuz ve noksansız bir şekilde yokluktan varlığa çıkaran anlamına gelmektedir. Her yarattığını, bir örneği ya da bir ana maddesi olmadan, elinde herhangi bir plan ve projesi bulunmadan düzgün ve kusursuz bir şekilde yaratır. Tüm uzuvlarını birbiriyle uyumlu hale getirir. Yaratılış ve Düzen Yüce Mevlamız, El Halık ismiyle insanları ve tüm varlıkları yaratmış, El Bari esması ile de onların her birine diğerinden farklı bir şekil vermiştir. Allahu Teâlâ, yarattığı tüm varlıkları belli bir düzen içinde ve yaratılış amacına uygun şekilde yaratmıştır. Vücudumuzu ve çevremizde gördüğümüz canlı varlıkları incelediğimizde, Allah'ın her canlıyı yaşadığı çevreye ve yaşam amacına uygun şekilde yarattığını görebiliriz. Örneğin, denizlerde gördüğümüz balıkların yaratılış şekliyle, uçan kuşların yaratılış şekilleri birbirinden çok farklıdır. Uçan kuşlar kanatlı, yüzen balıklar ise yüzgeçli yaratılmıştır. Bir sivrisineği incelediğimizde bile yaratıcının ne büyük bir yaratıcı olduğunu anlayabiliriz. İnsanın Yaratılışı Allah Azze ve Celle, vücudumuzdaki tüm organlarımızı tam bir ölçü ve dengede yaratmıştır. Her bir organ ve azamız ihtiyaçlarımızı giderecek şekilde yaratılmıştır ve her bir ferdin azası farklı farklıdır. Her insanın göz yapısı, yüz yapısı, burun yapısı diğerinden farklıdır. Bu, Mevlamızın ne büyük bir yaratıcı olduğunun belgesi değil midir? Rabbimiz İnfitar Suresi'nin 6, 7, 8. ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: “Ey insan! Nedir Kerim Rabbine karşı seni aldatan? O Rab ki seni yarattı, ardından düzgünleştirdi ve (azalarını) denkleştirdi ve dilediği şekilde seni terkip etti.” Allahu Teâlâ'nın bu ayeti kerimesinde Halık, Bari ve Musavvir isimlerine işaret ettiğini görebiliyoruz. Terkip etmek, Halık isminin bir tecellisidir. Denkleştirmek ve düzgünleştirmek ise Bari isminin tecelli bulmasıdır. Suret vermek ise Musavvir isminin tecelli bulmasıdır. Ayetlerin beyanından anlaşıldığına göre Bari vasfının, her canlının farklı özelliklerde ve şekillerde yaratılmış olmasından bahsettiğini görmekteyiz. El Bari İsminin Koruyucu Gücü "Ey iman edenler! Sakın siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeylerden temize çıkardı, beri kıldı. O Allah'ın yanında şerefli idi." (Ahzab 69) Bu ayeti kerimede de Allah'ın biz inananları "Bari" ismiyle kâfirlerin hilelerinden ve tuzaklarından koruduğunu anlamaktayız. Şüphesiz ki Rabbimiz esirgeyen, koruyan ve gözetendir. O, bütün noksanlıklardan ve eksikliklerden münezzehtir. Hz. Yusuf'u iftiralardan sonra temize çıkaran O'dur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in eşi Hz. Aişe'nin temiz oluşunu, iftiralardan uzak oluşunu vahiy yoluyla bildirdi. Allahu Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde ayetlerine ve Resulünün anlattıklarına iman etmemizi, aksi takdirde yanılanlardan olacağımızı bildirmektedir. Bize düşen ise başlangıçta da belirttiğim gibi nasıl bir düzen ve ihtişamla yaratıldığımız üzerinde düşünerek, kusursuz yaratana koşulsuz teslim olmaktır. Kaynak: https://www.esmaulhusna.gen.tr/el-bari.html











