top of page

"Allah sıfatlarının celâlli ve cemâlli tecellileriyle kendini tanıttırır, bildirir." Buradaki celâlli ve cemâlli tecelli ne demektir, izah eder misiniz?

  • 1 Mar 2025
  • 3 dakikada okunur

Celal: Kelime olarak sonsuz derecede büyüklük, azamet, ihtişam, heybet gibi mânalara gelmektedir.

Celal; Cenâb-ı Hakk'ın kahrının ve azametinin tecellisidir. Celal ismi Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının cüzlerde ve fertlerde değil, nev'deki ve küllîlerdedeki tecellisine denir.

Cenâb-ı Hak, birliğine ve vahdaniyyetine delil olacak sayısız mahlûk yarattığından, ihatadan, idrak edilmekten âli, yüksek, celil ve münezzeh olduğundan Celâl denir.


Yani Allah Zat ve sıfat noktasından nihayetsiz azamet ve haşmet sahibi olduğu için, hiçbir mahlûk Allah’ın bu azamet ve haşmetini idrak edemez. İşte bu idrak edememek mânası Celal sıfatı ile tabir ediliyor.


Celil isminin her âlemde farklı bir tecellisi vardır.

Mesela insan kalbinde hafv, yani korku şeklinde tecelli eder. Terbiye âleminde cezalandırmak olarak tecelli eder. Ebed âleminde cehennem suretinde tecelli eder vs.


Cemil: Kelime olarak sonsuz derecede güzellik, şefkat ve mükemmellik mânalarına gelir.


Cemil, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz kemal ve şefkatinin tecellisidir.

Cemal, Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının cüzlerde ve fertlerdeki tecellisidir.

Allah Zat ve sıfat noktasından nihayetsiz azamet ve kibriya sahibi olduğu için, hiçbir mahlûk O’nun büyüklüğünü idrak edemez.


İsim ve sıfatlarının küçük bir model olarak cüzlerde ve fertlerde tecelli etmesine "cemalî tecelli" deniliyor.


Burada Allah’ın mahlûkatına bir tenezzülüdür ki, bu da O’nun sonsuz şefkatinin bir tecellisidir.


Cemil isminin de Celil ismi gibi her âlemde farklı bir tecellisi vardır.

Mesela insan kalbinde reca, yani ümit şeklinde tecelli eder.

Terbiye âleminde mükâfat olarak tecelli eder.

Ebed âleminde cennet suretinde tecelli eder vs...

Varlık âlemini İlahî sıfatların tecellileri olarak değerlendiren bir kalpte, eşyayı sevmenin yerini onlarda tecelli eden esma ve sıfatı sevme; mahlûkattan korkmanın yerini, onları yaratanın celalinden havf etme alır.


“Cemâline muhabbet etmek ve celâlinden havf etmek” (Mesnevi-i Nuriye)

hat lailahe illallah

Allah’ın hem cemâlî hem de celâlî isimleri vardır.


Allah; Rahmân’dır, Rahîm’dir, Rezzak’tır, Gaffar’dır, Settar’dır, Mücemmil’dir, Müzeyyin’dir... Bütün bu cemâl ifade eden isimler muhabbeti gerektirir.


Allah; Kahhar’dır, Cebbardır, Azizdir, Mütekebbirdir... Celâl ifade eden bu isimler de havfı gerektirir.


Cennet, cemâlî isimlerin, cehennem ise celâlî isimlerin birer tecelli yeridir.

Bir mü’min, muhabbetini evvela cennete değil bu cemalî isimlere, İlahî sıfatlara ve Zat-ı Akdese verir.

Cenneti de İlâhî lütuf ve ihsanın bir tecelligâhı olarak sever.

Keza, bir mü’min evvela cehennemden değil, Allah’ın celâlinden korkar. Cehennemden de celâlî isimlerin en büyük tecelligâhı olması cihetiyle korkar.

Üstad Hazretlerinin şu harika tespitleri calib-i dikkattir:

اَللّٰهُ Lâfza-i celâli, bütün sıfât-ı kemâliyeyi tazammun eden bir sadeftir. Çünkü Lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdese delâlet eder; Zât-ı Akdes de bütün sıfât-ı kemaliyeyi istilzam eder. Öyleyse, o lâfza-i mukaddese, delâlet-i iltizamiye ile bütün sıfât-ı kemâliyeye delâlet eder.""İhtar: Başka ism-i haslarda bu delâlet yoktur. Çünkü, başka zatlarda sıfât-ı kemâliyeyi istilzam etmek yoktur.""( اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ) Bu iki sıfatın Lâfza-i Celâlden sonra zikirlerini icap eden münasebetlerden birisi şudur ki: Lâfza-i Celâlden, celâl silsilesi tecellî ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecellî ediyor.""Evet, her bir âlemde emir ve nehiy, sevap ve azap; terğib ve terhib, tesbih ve tahmid, havf ve reca gibi pek çok füruat, celâl ve cemâlin tecellîsiyle teselsül edegelmektedir."(1)
"Arkadaş! Cenâb-ı Hakkın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celâlî, diğeri cemalî, iki türlü tecellîsi vardır.""Celâl ile cemâlin sıfât-ı ef’al âleminde tecellîsinden lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder.""Ef’al âlemine tecellî edince, tahliye تَحْلِيَه ile tahliye تَخْلِيَه, (tezyin ile tenzih) doğar.""Âsâr ve a’mâl âleminden âlem-i âhirete intıba’ edince, lütuf cennet ve nur olarak, kahır da cehennem ve nar olarak tecellî eder.""Sonra âlem-i zikre in’ikâs edince, biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır.""Sonra âlem-i kelâmda tecellî edince, kelâmın emir ve nehye taksimine sebep olur. Sonra âlem-i irşada intikal edince, irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzara taksim eder.""Sonra vicdana tecellî edince, reca ve havf husule gelir.""Sonra irşadın iktizasındandır ki, havf ile reca arasındaki müvazene devamla muhafaza edilsin ki, reca ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de eğri yollara gidilmesin; ne Allah’ın rahmetinden me’yus, ne de azabından emin olunsun."(2)

hat elif



 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
İsaretci
bottom of page